Orta Doğu’da yaşananlar, son yıllarda sıkça dile getirilen ‘çok kutuplu dünya’ tezini de yeniden tartışmaya açtı. Bu görüşe göre yükselen güçler, ‘Soğuk Savaş’ sonrası dönemde ABD’nin tek taraflı olarak kullandığı küresel üstünlüğü dengelemeye başlamıştı. Çin’in üretim kapasitesi ve kritik tedarik zincirlerindeki hakimiyeti Washington’un ekonomik üstünlüğünü zorlarken, bölgesel orta güçlerin yükselişi de ABD’nin her coğrafyada tartışmasız etki kurmasını zorlaştırdı. Ancak askeri kapasite söz konusu olduğunda ABD’nin hâlâ üstün konumunu koruduğu değerlendiriliyor. Hatta Trump’ın kısa sürede iki kıtada iki lideri devre dışı bıraktığı belirtiliyor: Venezuela’da Nicolas Maduro ve İran’da Hamaney. Sert güç kullanımında açık ve doğrudan bir çizgi izleyen Trump’ın yaklaşımı, ‘yumuşak ya da sakin güç’ ve ‘çok taraflılık’ vurgusuyla bilinen önceki dönemlerden belirgin şekilde ayrışıyor.

İranlı yetkililer, Hamaney ve yakın çevresinin güvenliğinin 'katmanlı ve derin' olduğunu savunuyordu. Güvenli evler ağı, izlenebilir iletişim teknolojilerinin terk edilmesi ve rejim içindeki sızıntıları engellemeye yönelik tasfiye operasyonları bu güvenlik mimarisinin parçalarıydı. Geçmiş örnekler, böylesi bir liderin hedef alınmasının uzun soluklu bir harekât gerektireceğini düşündürüyordu. 2011’de Libya lideri Muammer Kaddafi, NATO’nun yedi ay süren bombardımanının ardından yakalanarak öldürülmüştü. Ancak Washington’ın 15 yıl sonra çok daha kısa sürede sonuç aldığı belirtiliyor.

MOSKOVA VE PEKİN UZAKTAN İZLİYORYaklaşık 20 yıldır Çin ve Rusya, ABD hegemonyasına karşı küresel bir denge oluşturma arayışındaydı. Ancak İran’daki gelişmeler, Moskova ve Pekin’in bölgesel müttefiklerini koruma kapasitesinin sınırlarını gözler önüne serdi.Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Hamaney’in ölümünün ardından “derin başsağlığı” mesajı yayımlayarak bu ölümü “insan ahlakının ve uluslararası hukukun tüm normlarını ihlal eden acımasız bir cinayet” olarak nitelendirdi ve seçkin bir devlet adamının kaybından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Dolayısıyla Tahran’daki istikrarsızlık, Pekin açısından ekonomik risk anlamına da geliyor. Yine The Telegraph’ta yer alan değerlendirmelere göre Washington kesin bir sonuç elde ederse, Çin-Rusya-İran-Kuzey Kore hattında şekillenen gayriresmî blok ciddi bir itibar kaybı yaşayabilir. Ancak olası bir çıkmaz, yüksek petrol fiyatları ve bölgesel istikrarsızlık, Moskova ve Pekin’e yeni manevra alanları açabilir. İran’daki gelişmelerin seyri henüz tam olarak netleşmiş değil. Ancak ilk aşama, askeri gücün küresel siyasette belirleyiciliğini bir kez daha gündeme taşıdı. Orta Doğu’nun geçmiş deneyimleri ise kesin sonucun ilan edilmesi için erken olabileceğini gösteriyor.‘RUSYA VE ÇİN’İN İRAN İLE ORGANİK BAĞLARI VAR’İki ülkenin tutumunu İstanbul Aydın Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Hazar Vural’a danıştığımda, Moskova ve Pekin’in Tahran ile stratejik iş birliği anlaşmaları bulunduğunu ve bu anlaşmaların geçtiğimiz yıl yenilendiğini hatırlatarak, mevcut tabloya daha geniş bir perspektiften bakılması gerektiğini vurguladı.Rusya ve Çin’in tutumunun yalnızca İran’la olan ilişkiler çerçevesinde ele alınamayacağını belirten Dr. Vural, “Bu iki gücün İran’daki son durumlara yaklaşımını hem kendi iç dinamiklerine göre hem de küresel hegemonya mücadelesi içerisinde değerlendirmek gerekiyor” dedi. Rusya’nın Ukrayna savaşı devam ederken farklı jeopolitik dengeleri de gözettiğine dikkat çeken Dr. Vural, “Rusya’nın Ukrayna’daki savaşın ötesinde İsrail ile olan organik bağları var. Aynı şekilde Çin’in de İsrail ile stratejik yatırımları, liman girişimleri ve ticari bağları söz konusu” ifadelerini kullandı.