Alaçatı’da Panagia (Kilisesi)'ndeAlaçatı’da Panagia (Kilisesi)'ndeKutsal mihrabın arkasında, Alaçatılı kız,Kutsal mihrabın arkasında, Panachorianíli (Yukarı mahalleli) kız.Bir limon ağacı diktim,Bir limon ağacı diktim,Gidip onu suluyorum, Alaçatılı kız,Bahçede dolaşıyorum, Yukarı mahalleli kız.
Domna Samiu bir Yunan halk müziği derleyicisi. Benzer çalışma TRT tarafından türküler için de yapılmış: Domna Samiu, Yunan Devlet Radyo ve Televizyonu’yla ortak bir çalışmayla henüz o kuşak fiziken ortadan kalkmadan, 1970’li yıllar boyunca Anadolu’da doğup “karşı taraf”a göç edenleri buluyor. Onların önüne makaralı teypleri koyuyor. “Küçük Asya”dan getirdikleri halk türkülerini kaydediyor, nota dökümlerini yapıyor, kayıtlara geçiriyor, derliyor. Kısacası, taşıyıcıların zihinlerinde yaşayan ve onların ölümüyle birlikte ebediyen yok olacak olan yüzlerce Anadolu Rum halk türküsünü ölümsüz kılıyor. Zaten kendisi de İzmir Bayındırlı bir ailenin “karşı kıyılar”da doğmuş ilk mensubu. 1970’li yıllarda ERT için derlediği onlarca Anadolu Rum türküsüne Youtube’dan erişilebiliyor.
Ulaştığı yaşlılardan biri Kleoniki Tzoanaki. 1915 doğumlu, Alaçatılı. Hemşehrim. Yunan ordusunun bozgunundan sonra ailesiyle birlikte önce Sakız’a kaçıyor. Mübadele yerleştirmeleri sırasında Yunan devleti onları Atina’yı da içine alan Attiki bölgesine yerleştiriyor. Çeşme Yarımadası’ndan gelen yerleşimciler yerleştikleri yere Yeni Ildırı (Nea Erythrea) diyor. Domna Samiu Kleoniki’yi ve saz arkadaşlarını Yeni Ildırı’da buluyor. Ouzolu, kopanistili, şarkılı, türkülü masalarına konuk oluyor. Çeşme yarımadası Rumlarının kaybolmak üzere olan türkülerini ölümsüzleştiriyor. İşte Alatsatiani (Alaçatılı Kız) türküsü de böyle kayıt altına alınıyor.
Sibel Ahıska’nın Falco’nun Kanatları1 isimli romanı Anadolu’nun ortasında bir kolejde başlıyor. Babaları da arkadaş olan iki arkadaş, Lilit ve Daniel 1913’ün sonunda bu koleje birlikte başlıyorlar. İlk dünya savaşının patlamasına bir seneden az var; büyük savaş 1914’ün Temmuz’unda patlayacak.
Anadolu’nun orta yerinde, bir tarafı yemyeşil ovalara ve öbür tarafı “yalçın dorukların yaz kış eksik olmayan karlı görüntüsü”ne sahip dağlara bakan, “aritmetik, cebir, yabancı dil, fen bilimleri, psikoloji, zooloji, edebiyat tarihi, retorik ve kompozisyon, mineraloji, jeoloji, mitoloji, vokal müzik, doğa ve yaşam bilimleri” derslerinin yanında aşçılık atölyesi, marangozluk atölyesi gibi zanaat eğitimleri de verilen, yatılı bir kolej burası.
Sibel Ahıska romanda coğrafya adı vermiyor; ama röportajında Merzifon’daki bir okulun yıkıntılarından esinlendiğini söylüyor. Adlı adınca, Merzifon Anadolu Amerikan Koleji’nden bahsediyoruz.