NUN Eğitim ve Kültür Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Esra Albayrak, Atatürk Kültür Merkezi'nde düzenlenen Dünya Dekolonizasyon Forumu 2026'da açıklamalarda bulundu.

Albayrak konuşmasına iki farklı dünya tasavvurunu temsil eden edebi karakterler üzerinden bir karşılaştırma yaparak başladı:

"Bugün sizden birkaç adım geri çekilmenizi ve çemberin biraz dışına çıkmanızı rica edeceğim. Bir hayal kuralım. Bu hayalde sanatın ve felsefenin dönüştürücü gücüne sırtımızı dayayarak çok iyi bildiğimiz iki hikayenin kahramanına daha yakından bakalım. Biri en ünlü İbn Tüfeyl'in Hayy bin Yakzan'ı, diğeri Avrupalı. Hikayede de ada var biliyorsunuz. Ada hayat tasavvufun şekillendiği ana mekandır. Ama bu iki ada iki farklı dünyanın kapısını aralar. İbn Tüfeyl'in hikayesinde Hayy ıssız adaya düştüğünde bebektir. Hayy'ın tefekkür ve gözlemle başlayan anlam arayışını takip eder hikaye boyunca. Adada hiçbir şeyle sahiplik ilişkisi kurmaz. Zira edindiği bilgi üstünlük kurmayı değil birlikte var olmayı kazandırmıştır ona. Daniel Defoe'nun hikayesinde ise ıssız adaya düşen ana karakter köle ticareti için Afrika'ya giden Robinson Crusoe ülkelerimizin lideriydi. İlk işi adayı zapt etmek olur. Çitler çeker. Benim kalem, benim tarlam der. Ona isminin ne olduğunu sormayı, diğerini bile duymadan tanıştıkları günün adını verir: Cuma. Crusoe Cuma'ya kendi dilini, dinini, kendine efendi demeyi öğretir. Sömürgeciliğin tüm düzeneği aslında belki de bu üç hamlede mevcut: İsmini silmek, dilini ve anlam dünyasını değiştirmek ve efendileştirmek. İşte bu iki karakter dünya karşısında alınan iki tavrın prototipidir."

"HAYY İÇİN DÜNYA HAKİKATE AÇILAN BİR VESİLEDİR, ROBİNSON İÇİN YÖNETİLECEK BİR ALAN" Sömürgeci zihniyetin köklerinin modern dünyanın kuruluşuna kadar uzandığını belirten Albayrak, Batı felsefesindeki hiyerarşileri şu sözlerle eleştirdi:

"Hayy için dünya hakikate açılan bir vesiledir. Robinson için ise yönetilecek, sahiplenilecek bir alandır. Kıymetli misafirler, ne var ki Crusoe sadece bir roman karakteri değildir. O bir zihniyetin edebi tortusudur diyebiliriz. Ve dünya çok uzun bir süredir Crusoe'nun temsil ettiği anlayışın adeta nesnesi haline gelmiştir. Sömürgeci zihniyetinin kökleri elbette Defoe'yla başlamıyor. Defoe'nun kalemini eline almasından çok önceye, modern dünyanın kuruluş anına 1492'ye uzanıyor. O yıl tırnak içinde coğrafi keşiflerin başlangıcı olarak alınır. Ama aynı zamanda küresel iklim sömürge matrisinin doğum yılıdır. Bu matris ekonomik sömürüsüyle başlayan ırksal, dinsel, ruhsal ve epistemik hiyerarşilerin birbirine dolandığı geniş bir tahakküm düzeneğine işaret eder. Avrupa dillerini diğer tüm dillerin üzerinde konumlandıran dilsel hiyerarşi, Hristiyanlığı yegane ruhsal otorite kabul eden manevi hiyerarşi, Batı bilgisini nesnellik olarak kabul eden ve mutlaklaştıran epistemik hiyerarşi; hepsi aynı mafsalın iç içe geçmiş katmanları olur."

NUN Eğitim ve Kültür Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Esra Albayrak (Haberin fotoğrafları Takvim Foto Arşiv'e aittir)