Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Öğretim Üyesi Diren Doğan, Doğu Asya'da son dönemde değişen güvenlik mimarisini ve bu dönüşümün geleceğe yönelik olası etkilerini AA Analiz için kaleme aldı.

Küresel sistemin çoklu kriz dönemlerinde tarihin en belirleyici kırılmaları çoğu zaman en görünür çatışma alanlarında değil, daha sessiz fakat kalıcı sonuçlar üreten coğrafyalarda şekillenir. Orta Doğu'daki çatışmaların yeniden alevlendiği, transatlantik ittifakının iç gerilimlerini yönetmeye çalıştığı ve küresel ticaret düzeninin yeniden tanımlandığı bu dönemde Doğu Asya, sistemsel dönüşümün en yoğun yaşandığı jeopolitik bir laboratuvar haline gelmiştir. Birbirinden bağımsız gibi görünen fakat aynı güvenlik mimarisinin farklı katmanlarını temsil eden son gelişmeler, bölgedeki stratejik rekabetin artık dönemsel bir gerilim hattı değil, yeni bir normalin işareti olduğunu ortaya koymaktadır.

Transit geçişler neden kriz başlığına dönüşüyor?

Bu dönüşümün en net örneklerinden biri, Tayvan Cumhurbaşkanı Lai Ching-te'nin Esvatini ziyaretinin son anda iptal edilmesidir. Resmi programa göre Lai'nin, Afrika'da Tayvan'ı diplomatik olarak tanıyan az sayıdaki ülkeden biri olan Esvatini'ye gitmesi ve bu ziyaret kapsamında Seyşeller, Mauritius ile Madagaskar hava sahalarını transit geçiş için kullanması öngörülüyordu. Ancak söz konusu üç ülkenin hava sahalarını tek taraflı biçimde kapatmasıyla ziyaret tamamen iptal edildi ve ilk kez bir Tayvan Cumhurbaşkanı yalnızca transit geçiş engeli nedeniyle tüm yurt dışı programını iptal etmek zorunda kaldı.

Transit geçiş meselesi Tayvan liderleri için yeni bir başlık değildir. Tsai Ing-wen döneminde de ABD transit durakları egemenlik tartışmasının doğrudan parçası haline gelmişti. 2023'te California'da McCarthy ile gerçekleştirilen görüşmenin ardından Çin'in geniş çaplı askeri tatbikatlar başlatması, transit geçişlerin artık salt lojistik bir mesele olmadığını açıkça ortaya koymuştu. Lai'nin ziyaret iptali bu sürecin daha ileri bir aşamasına işaret etmektedir. Artık yalnızca transit duraklar değil, transitin kendisi jeopolitik rekabetin konusu haline gelmektedir.

Buradaki temel mesele bir diplomatik ziyaretin engellenmesinin ötesindedir. Tayvan meselesi coğrafi hareketlilik üzerinden yeniden tanımlanan bir egemenlik tartışmasına dönüşmektedir. Pekin, Kovid-19 salgını döneminde Tayvan'ın BioNTech aşılarına erişimi ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) temsilinden uluslararası platformlardaki görünürlüğüne kadar pek çok alanda benzer hassasiyetler sergilemiş, tek Çin politikası çerçevesinde diplomatik alanı sıkı biçimde kontrol altında tutmuştur. Bugün ise bu yaklaşım sembolik diplomatik tanımanın ötesine geçerek operasyonel coğrafyanın denetimine uzanmaktadır. Hava sahası bu noktada yalnızca teknik bir egemenlik alanı değil, siyasi pozisyonların fiili yansıma alanı haline gelmiştir. Madagaskar'ın kararını "tek Çin politikasına tam saygı ve egemenlik hakkı çerçevesinde" aldığını açıklaması da bu sürecin nasıl meşru ve steril bir diplomatik dil içine yerleştirildiğini göstermektedir.