Tarih ve kültürümüzde devlete “baba”, vatana ve yurda ise “toprak ana” denmiştir. Ana ve baba ailenin, devlette ise milletin temel taşıdır. Bu taşlar yerli yerine konmaz, ilahi nizam ve sisteme uygun şekilde şekillendirilmezse, o millet ve devlet bela ve musibetlerden kurtulamaz.
Müslüman, Kur’an’ın yolundan ayrılırsa çağdaş Nemrut ve Firavun ’un uşağı olur. Muhammedi olamayan bir İslam toplumu, Ebu Cehil’in askeri olmaya mahkûmdur. Kendi özünden ayrılan insan, kendinden sürgün olur.
Bilinçli bir baba, çocuklarını asla düşmanın tarih ve kültürüyle, din ve ahlakıyla yetiştirmez. Bir anne, çocuklarına asla yabancıları ve düşmanlarını örnek olarak göstermez. Bir Müslüman; Marks’ı, Lenin’i, kapitalizmi, faşizmi ve diğer beşerî sistemleri kendisi ve nesilleri için referans olarak almaz.
Yüzyılı aşkın bir süredir yerlerde sürünen ve bir türlü ayağa kaldırılamayan Millî Eğitim politikamızın ürettiği insan tipi, kendi medeniyet ve kültürüne sırtını dönmüş, yabancı kültür ve medeniyetin politikalarına göre şekillendirilmiştir. Her yeni gelen Millî Eğitim Bakanı farklı bir usul ve yöntem getirerek eğitimimizi yazboz tahtasına çevirmiştir.
Zorla eğitim olmaz. İlkokul sonrası okumak istemeyen çocuklar zorla ortaokul ve lisede okutulmamalıdır. Bu çocuklar karakter, beceri ve kabiliyetlerine göre sanat ve meslek okullarına yönlendirilmelidir.
Herkes ortaokul ve lisede okumak zorunda olunca, memlekette ara eleman, çırak, kalfa, inşaat işçisi, çiftçi ve hayvancılıkla uğraşacak insan kalmadı. Başka ülkelerden çoban ithal eden garip bir hale düştük. Tarla, bağ ve bahçelerde ürünleri hasat edecek insan gücü kalmadı. Köyler boşaldı, yaşlılara kaldı.