ABD’nin gizli “medyum casusluk” programlarında görev alan eski yönetici Dale Graff, insan zihnine dair çok konuşulacak bir iddia ortaya attı. Graff’a göre her insan, evrenin “sonsuz bilinci” olarak tanımladığı daha geniş bir farkındalık alanına erişme potansiyeline sahip. Bu yeteneğin yalnızca özel seçilmiş kişilerde bulunmadığını savunan Graff, insanların sezgisel taraflarını geliştirdikçe uzak yerler, gizli bilgiler ya da geleceğe dair olası izlenimler edinebileceğini öne sürüyor. Ancak bu iddiaların bilim dünyasında genel kabul görmediğini ve tartışmalı olduğunu özellikle belirtmek gerekiyor.

Graff’ın adı, ABD’nin Soğuk Savaş yıllarında yürüttüğü Project Stargate adlı gizli programla anılıyor. 1970’lerden 1995’e kadar devam eden bu programda, bazı kişilerin yalnızca zihinlerini kullanarak uzaktaki yerleri, nesneleri ya da olayları algılayıp algılayamayacağı araştırıldı. Bu yönteme “remote viewing” yani uzaktan algılama adı verildi. Programın amacı, özellikle Sovyetler Birliği’ne ait askeri üsler, silahlar ve gizli tesisler hakkında istihbarat elde edilip edilemeyeceğini anlamaktı. Graff ise bu çalışmaların hem yöneticilerinden biri hem de uygulayıcılarından biri olarak öne çıktı.

Uzaktan algılama, bir kişinin fiziksel duyularını kullanmadan uzaktaki bir yer ya da nesne hakkında zihinsel izlenimler edinmeye çalışması anlamına geliyor. Graff ve programdaki diğer kişiler, belirli koordinatlara odaklanarak orada ne olduğunu tarif etmeye çalışıyordu. Bazı denemelerde askeri tesisler, bazı denemelerde ise görüntüler, kitap sayfaları ya da gizli hedefler kullanıldı. Graff’a göre bu çalışmalar, insan zihninin bilinen duyuların ötesinde bilgiye ulaşabileceğini gösteren işaretler taşıyordu. Bilim dünyasının önemli bir bölümü ise bu sonuçları güvenilir ve tekrarlanabilir kanıt olarak görmüyor.

Dale Graff, medyumlukla ilişkilendirilen bu tür sezgisel yeteneklerin doğuştan gelen ancak çoğu insanda kullanılmadan kalan bir kapasite olduğunu savunuyor. Ona göre kilit nokta, önce böyle bir ihtimalin varlığını kabul etmek, ardından düzenli zihinsel egzersizlerle bu alanı geliştirmek. Graff, insanların sezgilerini eğittikçe daha yaratıcı, daha dikkatli ve daha içgörülü hale gelebileceğini öne sürüyor. Bu alanda kullanılan “psi” kavramı ise uzak yerleri hissetme, gelecekteki olaylara dair izlenim edinme ya da geleneksel duyularla açıklanamayan bilgilere ulaşma gibi iddia edilen yetenekleri kapsıyor.

Project Stargate ile ilgili en dikkat çekici anlatılardan biri, kayıp bir Sovyet bombardıman uçağına dair iddia oldu. Programa katılan uzaktan algılama deneklerinin, uçağın yerini tahmin etmeye çalıştığı ve bazı değerlendirmelerde bu tahminlerin sahadan gelen istihbarattan daha isabetli görüldüğü ileri sürüldü. Graff, bu tür örneklerin insan zihninin uzak bilgilere erişme potansiyeline işaret ettiğini düşünüyor. Ancak resmi programın yıllar sonra kapatılmasının temel nedeni de tam olarak buydu: Yetkililer, uzaktan algılamanın istihbarat aracı olarak yeterince güvenilir olmadığını değerlendirdi.

Graff’ın iddiaları yalnızca uzaktaki yerleri görme denemeleriyle sınırlı değil. Kendisi, bazı felaketleri gerçekleşmeden önce rüyalarında gördüğünü de öne sürüyor. Anlattığı örneklerden birinde, dağlık bir bölgede iki uçağın havada çarpıştığını, uçaklardan birinin yoluna devam ettiğini, diğerinin ise düştüğünü gördüğünü söylüyor. Graff, rüyasında bu olaya dair bir gazete manşeti bile hatırladığını anlatıyor. Yaklaşık bir hafta sonra Colorado Springs yakınlarında benzer bir hava kazasının meydana geldiğini iddia etmesi, onun bu deneyimi “geleceğe dair sezgisel bir görüntü” olarak yorumlamasına yol açtı.