Başkan Recep Tayyip Erdoğan, "Avrasya'da Barışın Anahtarı: Türk Dünyası" isimli bir makale kaleme aldı. Başkan Erdoğan makalesinde şu ifadeleri kullandı:
Bölgesel çatışmalar ve krizler bugün küresel ölçekte ortak güvenliğimize, ekonomik refahımıza ve istikrarımıza yönelik kapsamlı birer meydan okuma niteliğindedir. Küresel sistem, çatışmacı jeopolitik rekabetin getirdiği yeni asimetrik riskler, enerji arz güvenliğinde yaşanan kırılmalar ve buna bağlı finansal dalgalanmalar karşısında ciddi bir stres testiyle karşı karşıyadır. Bununla birlikte, yapay zekâ eksenli yaşanan büyük dönüşümün ortaya çıkardığı yeni dinamikler küresel sistemin kırılganlıklarını daha da derinleştirmektedir. İşte tüm bu sınamalar uzun zamandır vurguladığımız üzere, mevcut uluslararası sistemin ve küresel yönetişim mekanizmalarının yetersizliğini ve reform ihtiyacını apaçık ortaya koymaktadır.
2014 yılındaki Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna hitabımda uluslararası sistemin hem yapısının hem de meşruiyetinin tartışmalı hâle geldiğini dile getirerek daha adil bir dünyanın mümkün olabileceğini 'Dünya 5'ten büyüktür' ifadesiyle ortaya koymuştum. Üzülerek belirtmeliyim ki o günden bugüne küresel sistemin daha adil ve kapsayıcı bir niteliğe kavuşması adına anlamlı bir ilerleme kaydedilemedi. Tam tersine kurallara dayalı uluslararası düzen daha fazla erozyona uğradı. Bunun en açık ve acı örneği Gazze'de yaşananlardır. İsrail, işlediği insanlık suçlarıyla insanlığın ortak değerlerini ayaklar altına almaktadır.
Türkiye olarak, küresel ve bölgesel krizlerin üstesinden ancak "uygulanabilir kurallara" dayalı bir düzen inşa ederek gelinebileceğini savunuyoruz. Bu kapsamda bölgemizde ve küresel düzeyde kriz ve çatışmaların sona erdirilmesi adına hem çok taraflı örgütler nezdinde hem de müstakilen sorumluluk almaktan kaçınmıyoruz. Barış diplomasisi ve arabuluculuk girişimlerimizde tüm taraflarla güven temelinde diyalog kuruyor, meselelerin diplomasi masasında çözülmesi için somut adımlar atılmasını sağlıyoruz. Küresel barış ve refah adına yürüttüğümüz ilkeli diplomasimizin dünya çapında tebarüz ettiğini görmekten memnuniyet duyuyoruz.
Ancak daha adaletli, kapsayıcı ve istikrarlı bir barış ve refah ikliminin oluşturulması adına ikili, bölgesel ve küresel ortaklıkların genişletilmesi gerektiği aşikardır. Bu noktada bölgesel anlaşmazlıkların öncelikle bölge ülkelerinin kurumsal inisiyatifleriyle çözülmesi gerektiğine inanıyoruz. 'Bölgesel sahiplenme' anlayışımız doğrultusunda, başta Türk Devletler Teşkilatı olmak üzere, üyesi olduğumuz örgütlerle ve komşularımızla ortak girişimlere her zaman açık olduğumuzun altını çizmek istiyorum. BM Güvenlik Konseyi'nin yapısal sorunları, bölgesel ve küresel çatışmaların çözümü ve kalıcı ekonomik refahın tesis edilmesi başta olmak üzere, hemen her kritik meselede dost ve kardeş Kazakistan'la yürüttüğümüz iş birliği ve ortaklıklar, dış politikamız açısından müstesna bir nitelik taşımaktadır.
1991'de Türkiye, bağımsızlığını ilan ettiği gün Kazakistan'ı tanıyan ilk ülke olmuş ve o günden itibaren gücünü ortak tarihimiz, kültürel ve manevi bağlarımızdan alan ilişkilerimiz her geçen gün kuvvetlenmiştir. Bizim dostluk hukukumuzun ve manevi bağlarımızın geçmişi şüphesiz çok daha eskiye dayanmaktadır. 2000'li yıllardan itibaren ise ikili ilişkilerimizde yeni bir eşik aşılmış; siyasi, ekonomik ve kültürel alanda inşa ettiğimiz kurumsal mekanizmalarla iş birliği ve ortaklıklarımız daha somut neticeler vermeye başlamıştır. Enerji, ulaştırma, lojistik ve savunma sanayii başta olmak üzere, ekonomik alandaki iş birliğimiz, eğitim ve kültür sahasındaki ortaklıklarımızla daha geniş ve sağlam bir zemine yayılmaktadır.