ABD, İsrail ve İran arasındaki savaş, ateşkesle birlikte yeni bir aşamaya girdi. Ancak sahada çatışmaların büyük ölçüde durmasına rağmen, krizin sona erdiğini söylemek için henüz erken. Çünkü dikkatler artık cephe hattından çok müzakere masasına çevrilmiş durumda.

Pakistan’ın ara buluculuğunda yürütülen temaslar, tarafların doğrudan karşı karşıya geldiği yeni bir sürecin kapısını araladı. Ancak bu süreç net bir uzlaşıdan çok, belirsizliklerin öne çıktığı bir tablo ortaya koyuyor. 10 maddelik bir plan üzerinden yürütüldüğü belirtilen görüşmelerde tarafların mutabık kaldığı açık bir metnin paylaşılmaması, sürecin daha en başında muğlak bir zeminde ilerlediğini gösteriyor. Birinci turda herhangi bir somut sonuç alamayan taraflar ikinci tur görüşmelerine hazırlanıyor.

Sahadaki gelişmeler de bu belirsizliği destekliyor. Ateşkese rağmen İsrail’in Lübnan hattında saldırılarını sürdürmesi, ABD’nin Hürmüz Boğazı çevresinde askeri baskıyı artırması ve İran’ın buna karşılık sert mesajlar vermesi, tarafların nihai hedeflerinden vazgeçmediğine işaret ediyor. ABD Başkanı Donald Trump, son açıklamasında “Hürmüz açılmalı, aksi halde çok daha sert adımlar atarız” diyerek baskıyı açık şekilde ortaya koyarken; İran tarafı ise “Boğaz üzerindeki kontrolümüz egemenlik meselesidir” vurgusuyla geri adım atmayacağını duyurdu.

Tüm bu gelişmeler, tarafların yeniden pozisyon aldığı kırılgan bir geçiş süreci yaşandığına işaret ediyor.

Müzakere masasındaki en temel sorun, tarafların taleplerinin birbirine temas etmekten çok, birbirini dışlayan bir çerçeveye sahip olması.

Bölge Araştımaları'ndan (BAM) İran Uzmanı Dr. Hurşit Dingil’e göre süreç, daha başlangıç aşamasında maksimalist talepler üzerinden şekilleniyor. Pakistan’da yürütülen görüşmelerde tarafların ortak bir metin açıklamaması da bu durumun en somut göstergesi. Dingil, bu tabloyu “psikolojik üstünlük kurma çabası” olarak değerlendirirken, tarafların manipülasyonlara açık bir müzakere zemini oluşturduğuna dikkat çekiyor.