Dünyada, askerlik ile musikiyi bundan asırlar önce bir araya getirmeye muvaffak olmuş nadir milletlerden biriyiz.
Roma İmparatorluğu’ndaki bilinen ilk askeri bandonun ardından, Orta Asya’da yaşayan Türklerin de ordularında kös, davul, boru ve zil gibi sazları kullandığı tarihi kayıtlarda yer alır.
Osmanlı Devleti’nde ise mehter teşkilâtı kurularak, ordu musikisi kurumsallaştırılmıştır. Osman Gazi döneminde başladığı tahmin edilen mehterin resmiyete geçmesi, Fatih Sultan Mehmet devrinde olur.
Mehterin musikiyi sadece muharebelerde düşmana korku salmak için icra ettiğini zannetmeyin.
Fetihten sonra Demirkapı’daki nevbethaneyi kurduran Fatih Sultan Mehmet’in yayımladığı bir fermanla Eyüp, Kasımpaşa, Galata, Tophane, Üsküdar ve Yedikule olmak üzere İstanbul’un muhtelif noktalarda seher vaktiyle öğle ve yatsı namazlarından sonra günde üç nevbet çalınmasını emrettiği belirtilir.
1826’da Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasıyla birlikte mehter teşkilatı da lağvedilerek, yerine Avrupa bandosu örneğinden hareketle “Muzıka-yı Hümâyun” kurulsa da…