Çalışma hayatında bugün kanıksadığımız birçok haklar, sanayi devriminden bu yana verilen uzun mücadeleler sonucu elde edildi. Bunlardan biri de işçilerin yıllık ücretli izin hakkıdır. İşçilerin dinlenme hakkı Anayasa’da güvence altına alınmıştır.

Ekonomik sebeplerle işçiler zaman zaman kullanılmayarak birikmiş izin ücretlerini alıp kredi borcunu veya bir başka açığını kapatmak için arayışa giriyorlar. Bazı işverenler de işçiden gelen bu tür talebi olumlu karşılayabiliyor.

Yıllık ücretli izin hakkının Anayasal güvence altında olması, işçinin istese bile yıllık izin hakkından feragat etmesinin yasak olduğu anlamına geliyor. İş Kanununun 53. maddesine göre işçi yıllık ücretli izin hakkından vazgeçemez.

İşçinin kullanmadığı izin ücreti, iş sözleşmesinin herhangi bir nedenle sona ermesi halinde, işten ayrılma tarihindeki son ücret üzerinden ödenir. Kullanılmayan izin ücreti işçinin anasının ak sütü gibi helaldir. Bu hak hiçbir şekilde kaybolmaz. İşçi istifa da etse, işverence haklı bir nedenle işten de çıkartılsa, işçi hayatını da kaybetse kullanılmayan yıllık iznin parasının kendisine veya hak sahiplerine ödenmesi gerekir.

Ancak, çalışmaya devam ederken kullanılmayan yıllık izin parası ödenemez.

Yukarıda da belirttiğim gibi, bazı işveren, işçinin ekonomik sebeplerle talebi üzerine yıllık izin yerine ücret ödeyebiliyor. Ya da talep doğrudan işverenden geliyor. “İzin kullanma, parasını ödeyeyim” diyebiliyor. İşçiye de izin parasını aldığına veya izin kullandığına dair belge imzalatabiliyor. Yargıtay, bu tür durumlarda sonradan dava açıp izin kullanmadığını iddia eden işçiler için bir orta yol uyguluyor. Böyle bir durumda işçinin yıllık izin parası son ücret üzerinden hesaplanıyor ve işçinin daha önce imzasını içeren yazılı ödeme tutarları ise avans mahiyetinde kabul edilerek mahsuplaşma yapılıyor. Mahsuplaşmadan sonra kalan tutarın işçiye ödenmesi gerekiyor.