Gerçekleştirilen basın toplantısında konuşan İklim Ağı temsilcileri, COP31’e ev sahipliği ve başkanlık yapacak Türkiye’nin değişimi evinden başlatması gerektiğine dikkat çekerek emisyon azaltımının en kritik adımı olarak Türkiye’nin adil bir enerji geçişi kapsamında “kömürü zirvede bırakan” bir liderlik ortaya koyması gerektiğini vurguladı.

Ayrıca temsilciler, Türkiye’den katılımcı ve demokratik bir iklim yönetişimini esas alan, iklim adaletini merkeze koyan, fosil yakıtlardan çıkışta net bir siyasi irade sergileyen ve tüm süreci katılımcılık, şeffaflık ve hesap verebilirlik temelinde yürüten bir liderlik anlayışı talep ettiklerini dile getirdi.

İklim Ağı üyesi WWF-Türkiye’den Pınar Gayretli, Türkiye’nin iklim krizinin etkilerini artan orman yangınları, yıkıcı seller, aşırı hava olayları ve gıda güvencesi riskleriyle giderek daha görünür biçimde yaşadığını, ancak buna rağmen ülkenin iklim karnesinin iyi olmadığını belirtti.

Gayretli "Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapacak olması, iklim kriziyle mücadelede kararlılığını göstermesi için son derece önemli bir fırsat. Ancak mevcut iklim ve enerji politikaları, krizin gerektirdiği eylem aciliyetini yansıtmıyor. Geçtiğimiz yıl sonunda Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Sekretaryasına sunulan 2035 hedefi, Türkiye’nin önümüzdeki 10 yıl boyunca emisyonlarını azaltmak yerine artırmaya devam edeceğini ortaya koyuyor. Bu durum, hem Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefiyle hem de küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırma amacıyla uyumlu olmaktan uzak ve acilen gözden geçirilmesi gerekiyor" dedi.

İklim kriziyle mücadelede en güçlü müttefikin doğa olduğunu hatırlatan Gayretli, son yasal düzenlemelerle, önemli doğa alanlarında madencilik faaliyetlerine izin verildiğini ve yasalarla korunan alanların dahi madenlere açıldığını ifade etti.

Gayretli, tüm bu gelişmeler yaşanırken iklim politikasını şekillendiren bakanlık masalarında uzman sivil toplumun yer almadığını da dikkat çekti: