ABD Merkez Bankası’nın (Fed) 16’ncı başkanı olan Jerome Powell, yarın (15 Mayıs) görevini Kevin Warsh’a devrediyor. Böylece Powell’ın 2018’de başlayan ve pandemi, tarihi enflasyon dalgası, agresif faiz artışları ile Beyaz Saray baskılarıyla şekillenen sekiz yıllık başkanlık dönemi sona eriyor.
ABD Senatosu, Warsh’ın Fed Başkanlığı’nı onayladı. Warsh’ın görevi devralmasıyla birlikte Fed’de yeni bir dönemin başlaması beklenirken, Powell dönemi ise modern merkez bankacılığının en çalkantılı süreçlerinden biri olarak kayıtlara geçti.
Powell’ın görev süresine damga vuran en önemli başlıkların başında Kovid-19 pandemisi sırasında alınan olağanüstü parasal genişleme kararları geldi. 2020’de küresel ekonominin kapanmasıyla Fed politika faizini sıfıra çekti, trilyonlarca dolarlık tahvil alım programı başlattı ve finansal piyasaları desteklemek için tarihin en büyük likidite operasyonlarından birini yürürlüğe koydu.
Bu dönemde Powell, piyasalarda “ne gerekiyorsa yapacağız” yaklaşımının sembol isimlerinden biri haline geldi. Fed bilançosu pandemi öncesindeki yaklaşık 4 trilyon dolar seviyesinden 9 trilyon dolara kadar yükseldi. Sonraki yıllarda ise Powell yönetimi bu genişlemenin enflasyonu tetiklediği yönündeki eleştirilerin odağına yerleşti.
Powell döneminin ikinci büyük kırılma noktası, 2021 sonrasında ABD’de hızla yükselen enflasyon oldu. Fed başlangıçta fiyat artışlarını “geçici” olarak değerlendirdi. Ancak enerji fiyatlarındaki yükseliş, tedarik zinciri krizleri ve güçlü iç talep enflasyonu kalıcı hale getirince Fed sert politika değişikliğine gitti.
2022’den itibaren Powell liderliğindeki Fed, son 40 yılın en agresif faiz artırımı sürecini başlattı. Politika faizi kısa sürede sıfıra yakın seviyelerden yüzde 5’in üzerine çıkarıldı. Bu süreçte Powell, enflasyonu düşürmenin “acı verici” olabileceğini kabul ederken, fiyat istikrarının korunmasının Fed’in temel görevi olduğunu vurguladı.