Biri, özenle hazırlanmış metinleri yüzünü göstermeden yayımlayarak halkla iletişim kuruyor; ötekisiyse kameralardan veya bir gazeteciyle telefon görüşmesi yapmaktan asla çekinmiyor, günün her saati kışkırtıcı paylaşımlar yapabiliyor. Fakat yöntemleri ne kadar farklı olursa olsun, Donald Trump ve Mücteba Hamaney’in verdikleri mesaj aynı: Kazanıyoruz…

Üstelik gelinen noktada karşılaştıkları sorun da aynı: İkisi de zayıf görünmek korkusuyla taviz vermeyi göze alamıyor ve bu da onları mevcut çıkmazı zafer gibi sunmaya zorluyor.

Diğer yandan, Hamaney, Amerika’nın askeri gücünü mağlup etmenin kanıtı olarak Hürmüz Boğazı’nda kalıcı yönetim hakkı talep ediyor. Öte yandan Trump ise, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının işe yaradığını ve İran’ı doğrudan müzakere olmadan nükleer konusunda taviz vermeye zorladığını kanıtlamak üzere İran’ın yaptırımların gevşetilmesini talep etmesine ihtiyaç duyuyor.

TAVİZ VERMEMEK Mİ PİYASALARI SALLAMAK MI?

İki lider de taviz vermeleri halinde iç siyasette ödeyecekleri bedeller nedeniyle günlük 21 milyon varil petrol akışını engellemeye ve piyasalarda küresel durgunluk yaratma riskini göze almaya hazır.

Taviz vermek, Hamaney açısından sertlik yanlılarına, Trump açısından da MAGA’cı tabana zayıf görünmek anlamına geliyor (MAGA: Make America Great Again/Amerika’yı Yeniden Yüceltelim hareketi).