Orta Doğu’da günlerdir tırmanan gerilim, ABD Başkanı Donald Trump’ın sert ültimatomları ve İran’a yönelik açık tehditleriyle zirveye ulaşırken, perde arkasında yürütülen yoğun diplomasi trafiği bölgeyi olası bir büyük savaştan şimdilik uzaklaştırdı.ABD, İsrail ve bölgesel aktörlerin dahil olduğu karmaşık süreçte ateşkes aşamasına geçildi. Ancak tartışmalar sona ermiş değil. İran kaynaklı olduğu öne sürülen iddialar, ABD’nin ateşkesi ihlal ettiği yönünde yoğunlaşırken; Washington cephesi ise 10 maddelik bir ateşkes anlaşması üzerinde çalışmayı sürdürüyor. Öte yandan tarafların görüşeceği de söyleniyor. Sular şimdilik ABD ve İran arasında bir nebze durulmuş olsa da İsrail’in dün Lübnan’daki ilerleyişi bölgede belirsizliğe neden oluyor.ABD ve İran arasındaki tüm bu karmaşık diplomasi trafiğinin arka planında ise dikkat çeken bazı isimler öne çıkıyor. Onlardan en önemlisi Asim Munir…Fotoğraflar: Associated PressATEŞKES SÜRECİNİN KİLİT İSMİ

Ateşkes sürecinin kilit isimlerinden olduğu söylenen, Pakistan Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı ve aynı zamanda Donald Trump tarafından 'en sevdiğim mareşal' olarak nitelendirilen Asim Munir, son dönemde küresel diplomasi sahnesinin merkezine yerleşmiş durumda. Sert mizacı, dikkat çeken askeri geçmişi ve sahip olduğu geniş yetkilerle öne çıkan Munir, yalnızca Pakistan’ın değil, bölgesel ve küresel barış arayışlarının da önemli aktörlerinden biri olarak değerlendiriliyor.Donald Trump, Asim Munir’i daha önce ‘harika bir savaşçı’, ‘çok önemli bir adam’ ve ‘olağanüstü bir insan’ olarak tanımladı. Hatta Beyaz Saray’da resmî devlet başkanı olmayan bir ordu komutanının öğle yemeğinde ağırlanması, tarihsel bir ilk olarak kayıtlara geçti. Trump’ın Munir’e duyduğu hayranlık, ABD-İran arasındaki kırılgan ve geçici ateşkesin sağlanmasında oynadığı rolün önemini daha da artırıyor.

Çarşamba günü ise Pakistan hükümetinden The Telegraph’a konuşan bir kaynak, “Kesinlikle, Pakistan ordusu komutanı Asim Munir kilit müzakereciydi. Trump ona büyük güven duyuyor ve Orta Doğu, özellikle de İran hakkındaki görüşlerine değer veriyor” dedi.

Ayrıca Pakistan’ın Sidney’deki başkonsolos yardımcısı Shanza Faiq ise “Diplomatik becerilerimiz ve müzakere kabiliyetlerimiz, Pakistan’ın 55 yıl önce ABD ve Çin’i aynı masaya getirdiği dönemde olduğu gibi bugün de sergilenmiştir” dedi.İddialara göre Asim Munir, haftalar süren gizli görüşmeler sonucunda ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ve Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile yakın iş birliği içinde çalıştı. Hatta bazı kaynaklar, Munir’in İran’ı anlaşmayı kabul etmeye ikna etme çabalarına destek vermesi için Çin’i de devreye soktuğunu iddia ediyor. Bu diplomatik başarı, Pakistan’ın dünya sahnesindeki statüsünü güçlendirmesi açısından büyük bir önem taşıyor.

Asim Munir’i İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) Başkanı Dr. Serhan Afacan’a danıştığımda, bu süreçte Pakistan’daki güç dengelerine ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Afacan, kamuoyunda daha çok Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif üzerinden yürüyen tartışmaların aksine, sürecin arka planında Asim Munir’in belirleyici rol oynadığını ifade etti:“Savaş sürecinde genelde Şahbaz Şerif konuşuldu bu da doğal ama asıl sürecin Asim Munir üzerinden işlediğini artık söylemek gerekir. Çünkü Munir son derece güçlü bir isim. Pakistan’da iki ayrı istihbarat yapısı var ve Munir’in her iki kurumun da başkanlığını yapmış nadir figürlerden biri olduğunu görüyoruz. Bu durum onu son derece etkili ve sıra dışı bir aktör haline getiriyor.”Pakistan’ın sıklıkla “istihbarat devleti” olarak tanımlandığını da hatırlatan Afacan, “Özellikle ABD ile temasları ve bu temasları yönetme kapasitesi bakımından Munir’in çok daha derin bir tecrübeye sahip olduğu biliniyor” ifadelerini kullandı.

İran ayağına da dikkat çeken Afacan, “Asım Munir’in İran’daki bağlantıları da son derece güçlü. Çünkü İran’daki süreçler sadece üst düzey isimlerle sınırlı değil. Sahada bu işleri yürüten, karar alma mekanizmalarına farklı düzeylerde dahil olan aktörleri yakından tanıyor. Bu da müzakere ve temas süreçlerinde büyük bir avantaj sağlıyor. Dolayısıyla Munir’in hem Washington hem de Tahran hattındaki temas kabiliyeti, onu bu sürecin en kritik isimlerinden biri haline getirdi” değerlendirmesinde bulundu.