ABD askerî güçlerinin Nicolas Maduro’yu yakalamasından saatler sonra, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun o sıralar Venezuela Başkan Yardımcısı olan Delcy Rodriguez’i telefonla aradığı ortaya çıktı. Görüşmeye ilişkin bilgi sahibi kaynaklara göre hattın bir ucunda yalnızca Rubio ve Rodriguez yoktu.
Telefon görüşmesine Delcy Rodriguez’in kardeşi ve Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez ile birlikte Mauricio Claver-Carone da katıldı. Washington Post’ta yer alan haberde görüşmenin içeriğine hâkim dört kaynağın aktardığına göre bu konuşma, Maduro sonrası Venezuela’nın siyasi mimarisinin ilk temel taşlarından biri oldu.DELCY RODRIGUEZ’E DEVLET BAŞKANLIĞI TEKLİFİNİ İLETEN İSİMLERDEN BİRİ MAURICIO CLAVER-CARONERubio ve Claver-Carone’un, Delcy Rodriguez’e geçici devlet başkanı olarak Washington tarafından tanınacağı mesajını verdiği belirtiliyor. Buna karşılık Caracas yönetiminden, ABD’nin Venezuela için belirlediği siyasi ve ekonomik geçiş planına uyum göstermesi istendi. Yine Washington Post’taki haberde yer alan kaynaklara göre görüşmede, Washington’un taleplerine direnilmesi halinde Maduro operasyonuna benzer yeni askeri müdahalelerin gündeme gelebileceği de açık şekilde ifade edildi.ABD Başkanı Donald Trump daha sonra yaptığı açıklamalarda Venezuela’nın ‘yeniden inşası’ için Washington’un aktif rol oynayacağını açıkça dile getirdi. Trump, Rubio’nun Delcy Rodriguez ile yaptığı görüşmeye atıf yaparak, Venezuela yönetiminin ‘iş birliğine hazır göründüğünü’ söyledi.
Çoğu zaman Florida’nın güneyindeki evinden telefon diplomasisi yürüttüğü belirtilen Claver-Carone’un özellikle petrol sektörü yatırımları, enerji anlaşmaları ve Venezuela’nın yeniden yapılandırılacak 170 milyar dolarlık dış borcu konusunda etkili olduğu ifade ediliyor. Kaynaklara göre hangi Amerikan şirketlerinin Venezuela’da avantaj elde edeceği konusunda da önemli ölçüde söz sahibi.LATİN AMERİKA’NIN JARED KUSHNER’IClaver-Carone, Washington Post’a verdiği kapsamlı röportajda kendisini ‘bağlantı kurucu’ olarak tanımladı. Caracas ve Washington’daki siyasi aktörleri iyi tanımasının iki taraf açısından da avantaj sağladığını savundu. Kendi rolünü Trump’ın damadı Jared Kushner’ın Orta Doğu’daki diplomatik etkisine benzeten Claver-Carone, bu konuda esprili bir ifade de kullandı: “İnsanlar bana sürekli ‘Latin Amerika’nın Jared’ı mısın?’ diye soruyor. Ben de ‘Hayır, Jared Orta Doğu’nun Mauricio’su’ diyorum.”Ancak Claver-Carone’un bu gayriresmî etkisi hem Washington’da hem de Latin Amerika’da ciddi soru işaretleri doğurmuş durumda. Pek çok siyasi analiste göre resmî görevi olmayan bir kişinin Venezuela gibi stratejik öneme sahip bir ülkede ABD adına bu denli etkili olması, şeffaflık ve çıkar çatışması tartışmalarını beraberinde getiriyor.PEKİ CLAVER-CARONE KİMDİR?Miami doğumlu olan Mauricio Claver-Carone, Kübalı göçmen bir ailenin çocuğu. Uzun yıllardır Latin Amerika’daki sol hükümetlere karşı sert tutumuyla biliniyor. İlk Trump yönetiminde Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Batı Yarımküre Direktörü olarak görev yaptı. O dönemde Venezuela’ya yönelik ‘maksimum baskı’ stratejisinin mimarlarından biri olarak öne çıktı.Trump yönetimi o süreçte Maduro’ya ağır yaptırımlar uygulamış, muhalefet liderlerinden birini Venezuela’nın meşru başkanı olarak tanımıştı. Claver-Carone’un adı ayrıca Maduro’ya karşı hazırlanan başarısız darbe planlarında da gündeme geldi. İddiaya göre komplocular ona ‘Comeninos’ yani ‘çocuk yiyen’ kod adını verdi. Bu lakap, Caracas yönetiminin onu en büyük düşmanlardan biri olarak görmesinden kaynaklanıyordu.INTER-AMERICAN DEVELOPMENT BANK KRİZİTrump’ın desteğiyle 2020’de Inter-American Development Bank’ın ilk Amerikalı başkanı seçilen Claver-Carone’un kariyeri, iki yıl sonra yaşanan etik soruşturmasıyla sarsıldı. Bankanın yönetim kurulu oybirliğiyle görevden alınmasına karar verdi. Soruşturmanın detayları tam olarak açıklanmasa da usulsüzlük tespit edildiği bildirildi.Claver-Carone ise herhangi bir kural ihlali yapmadığını savundu. Banka içinde hedef alındığını ve medya tarafından karalandığını öne sürdü. Görevden ayrıldıktan sonra o dönem Inter-American Development Bank’ın genel müdürü ve strateji sorumlusu olan Jessica Bedoya ile birlikte LARA Fund adlı özel sermaye şirketini kurdu. Fonun amacı, Amerikan yatırımcılarını Latin Amerika’daki stratejik projelerle buluşturmak olarak açıklandı.
Jessica Bedoya’ya göre Beyaz Saray, kendilerinden “Maduro sonrası Venezuela’nın nasıl görüneceğine ilişkin seçenekler geliştirmelerini” istedi.Ortaya çıkan planın üç aşamadan oluştuğu belirtiliyor:İstikrarın sağlanmasıEkonomik toparlanmaSiyasi geçiş süreciKaynaklara göre Washington başlangıçta Maduro’ya güvenli sürgün seçeneği sundu. Ancak Maduro’nun bu teklifi reddetmesi üzerine askerî operasyon devreye sokuldu. Operasyon sonrası Maduro’nun ABD’ye götürülerek yolsuzluk ve uyuşturucu kaçakçılığı suçlamalarıyla yargılanmak üzere hapishaneye konulduğu bildirildi.
DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI DEVRE DIŞI MI BIRAKILDI?Washington’daki en büyük tartışmalardan biri de Venezuela politikasının geleneksel diplomatik mekanizmaların dışına taşınması oldu. İki ABD yetkilisine göre Venezuela dosyası artık büyük ölçüde Beyaz Saray çevresindeki dar bir ekip tarafından yürütülüyor. Marco Rubio’nun aynı zamanda Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak görev yapması nedeniyle süreç doğrudan Beyaz Saray kontrolünde ilerliyor.Dışişleri Bakanlığı kaynakları, Latin Amerika uzmanı olan diplomatların süreçten dışlandığını öne sürüyor. Claver-Carone ise bu eleştirileri reddediyor ve yaptığı işi ‘ikinci kanal diplomasisi’ olarak tanımlıyor.ÇIKAR ÇATIŞMALARI, GİZLİ GÖRÜŞMELER VE KARA PARA AKLAMA OPERASYONU
Mauricio Claver-Carone’un özel yatırım fonu LARA Fund ile Venezuela’daki ekonomik süreçlerde etkili olması, çıkar çatışması tartışmalarını büyüttü. Özellikle New York merkezli finans şirketi Centerview Partners’ın Venezuela’nın borç yapılandırması sürecinde öne çıkması dikkat çekti.Uçuş kayıtlarına göre Jessica Bedoya, şubat ayında Centerview yöneticileriyle aynı özel uçakta Caracas’a gitti. Kısa süre sonra şirketin Venezuela’nın devasa dış borç yeniden yapılandırma sürecinde sözleşme kazandığı ortaya çıktı. Claver-Carone ise şirkete yalnızca tavsiye verdiğini savundu. Centerview da yaptığı açıklamada Claver-Carone’un süreçte hiçbir resmî rolü olmadığını belirtti.Jessica Bedoya ayrıca Caracas’a yaptığı ziyaretlerden birinin Kolombiyalı iş insanı Alex Saab’ın teslim süreciyle ilgili olduğunu açıkladı. Bir dönem Maduro’nun en yakın isimlerinden biri olan Saab, kara para aklama suçlamaları nedeniyle uzun süredir ABD’nin hedefindeydi. Bedoya, Saab’ın teslim edilmesi konusunda Caracas yönetimiyle görüşmeler yaptığını doğruladı.Ancak son aylarda Delcy Rodriguez ve Jorge Rodriguez’in Claver-Carone’un artan etkisinden rahatsız olmaya başladığı belirtiliyor. Görüşmelere yakın kaynaklara göre Venezuelalı yetkililer özellikle ekonomik anlaşmalar konusunda Washington’dan yoğun baskı hissediyor.VENEZUELA’DA YENİ DÖNEM NASIL ŞEKİLLENİYOR?Maduro sonrası Venezuela bugün siyasi olarak kırılgan ancak ekonomik olarak yeniden şekillenmeye çalışan bir ülke görüntüsü veriyor. ABD yaptırımlarının büyük ölçüde gevşetilmesiyle birlikte enerji şirketleri Caracas’a dönmeye başladı. Petrol üretiminin yeniden artırılması hedeflenirken ülkenin devasa borç yükünün nasıl yönetileceği ise belirsizliğini koruyor.Washington’un ülke üzerindeki etkisi giderek artarken, Latin Amerika’da birçok çevre bu süreci ‘21. yüzyılın yeni müdahale modeli’ olarak tanımlıyor. Claver-Carone’un resmî görevi olmamasına rağmen Venezuela’nın siyasi ve ekonomik geleceğinde oynadığı rol ise önümüzdeki dönemde de tartışılmaya devam edecek gibi görünüyor.