Almanya’nın koşulsuz şartsız teslimine ilişkin anlaşma, 81 yıl önce imzalandı. Farklı değerlendirmelere göre yaklaşık 85 milyon yaşama mal olan insanlık tarihinin en kanlı çatışması bu anlaşmayla sonlandırıldı. Bu çatışmada sadece Sovyetler Birliği 26.5 milyon insanını yitirdi. Rusya’da fiilen tek bir aile yoktur ki o korkunç günlerde yaşanan olaylardan etkilenmemiş olsun.
O savaşı, diğerlerinden farklı kılan neydi peki? Meselenin özü şu ki; Almanya’nın idarecileri, sözüm ona ırkî üstünlüklerine dayandırdıkları silah kuşanmış ideolojilerine göre sadece küresel hâkimiyeti değil, sözüm ona “seçilmiş” halklar için aralarında Slavların, Yahudilerin, Çingenelerin de bulunduğu diğer halkları köleleştirmek ve imha etmek suretiyle sözüm ona “yaşam alanlarını” arındırmayı da kendilerine bir ülkü edinmişlerdi.
Siyasi ve savaş suçu işlemiş Nazileri cezalandırmak için görev alan Uluslararası Nürnberg Mahkemesi, soykırım, etnik ve dinî temizlik gibi insanlığa karşı işlenen suçlara sınırları net yasal tanımlar getirmiştir. Sovyet insanlarına yönelik Nazilerin ve onların işbirlikçilerinin eylemleri Rusya’da soykırım olarak kabul edilmektedir. Geçtiğimiz yıl ülkemizde 19 Nisan tarihinin, “Sovyet Halkına Karşı Yapılan Soykırımın Kurbanlarını Anma Günü” olarak idrak edilmesine yönelik resmî bir karar alındı.
Şimdi, geçmişe bakıldığında, “kara bir vebaya” karşı savaştığımız ve ona karşı elde ettiğimiz zaferin pek çok ülke ve halkın ortaklaşa çabaları sayesinde kazanıldığı daha rahat anlaşılıyor.
Kızıl Ordu’ya askeri mühimmat, ham madde, gıda ve teknik malzemeler tedarik etmek suretiyle müttefiklerimizin desteklerini biz daima vefa ile anıyoruz. Tüm bunlarla birlikte, Nazizm’e en büyük ve nihai darbeyi Sovyetler Birliği indirmiştir. Almanya’nın, Sovyetlere karşı açtığı cephedeki asker kayıpları, müttefiklerimizin yer aldığı diğer tüm cephelerdeki kayıplarının en az 10 katından daha fazladır. Sovyetlere karşı açtıkları cephe; tüm Alman tanklarının beşte dördünün, tüm Alman uçaklarının ise üçte ikisinin saldırılarını göğüslemiştir. Savaş yılları boyunca Kızıl Ordu, “mihver” devletlerin toplamda 626 askeri kıtasını imha etmiştir ki bunların 508’ini Alman kıtaları teşkil etmekteydi.
SSCB’yi teşkil eden halkların dostluğu ve karşılıklı yardımlaşmaları, düşman için kelimenin tam manasıyla aşılmaz bir kale gibi dimdik ayakta durmuştur. Belostok’ta, Mogilyov’da, Uman’da, Kiev’de, Vyazma’da ve Harkov’da kuşatma altındayken kanlarının son zerresine dek savaşan kahramanlarımız, Moskova’dan, Stalingrad’dan, Sivastopol’den, Odessa’dan, Kursk’tan ve Smolensk’ten taarruza geçmişlerdir. Pekçok halkı yok edilmekten ve köleleştirilmekten, Holokost dehşetinden kurtararak Varşova’ya, Belgrad’a, Viyana’ya ve Prag’a hürriyetlerini geri kazandırmıştır. Köningsberg’i ve Berlin’i göğüs göğüse vuruşarak zapt etmişlerdir.