İstanbul, Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nün 1942 yılından bu yana tuttuğu kayıtlara göre tarihinin en yüksek yağış miktarını yaşadı. Özellikle Beykoz ilçesinde kaydedilen 277,1 mm'lik yağış, şehirdeki altyapı üzerinde ciddi bir baskı oluştururken, Ayazağa başta olmak üzere birçok bölgede su baskınları meydana geldi. Yaşanan bu aşırı hava olayları sonucunda 4 vatandaşımız hayatını kaybetti.
El Niño tartışmaları
Yaşanan felaketin ardından gözler, küresel iklim döngüsü olan El Niño'ya çevrildi. NASA ve NOAA verilerine göre, dünya genelinde etkili olan güçlü bir El Niño süreci yaşanıyor olsa da, bilim insanları bu durumu İstanbul'daki yağışların tek sebebi olarak görmüyor. İTÜ'den Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu ve diğer uzmanların geçmiş yıllarda yaptığı araştırmalar, El Niño'nun Türkiye üzerindeki etkilerinin daha çok ilkbahar ve yaz başında belirginleştiğini, ekim ayı için doğrudan bir bağlantı kurmanın güç olduğunu ortaya koyuyor.
Yağışın gerçek nedenleri
Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, İstanbul'daki rekor yağışın üç temel meteorolojik faktörün bir araya gelmesiyle oluştuğunu vurguluyor. İlk olarak, Karadeniz'in 19,5 ila 20 derece civarındaki su sıcaklığı atmosferi nemle besledi. İkinci olarak, Balkanlar üzerinden gelen soğuk hava kütlesi, bu nemli havayla karşılaşarak atmosferik kararsızlığı tetikledi. Son olarak, kuzeydoğudan esen poyrazın deniz üzerinden taşıdığı nem, özellikle kuzey ilçelerindeki yağış şiddetini artırdı.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü verileri de bu durumu destekler nitelikte. 13-15 Ekim tarihleri arasındaki 48 saatlik süreçte Beykoz'da 274,4 mm, Sarıyer'de 208,3 mm yağış düşerken, Beylikdüzü gibi bölgelerde bu miktar 12,9 mm'de kaldı. Bu veriler, yağışın genel bir küresel iklim olayından ziyade, bölgesel atmosferik koşulların birleşimiyle şiddetlendiğini kanıtlıyor. Uzmanlar, hava durumunun değişken yapısına dikkat çekerek, bu tür ekstrem olayların yerel meteorolojik denklemlerle açıklanması gerektiğini belirtiyor.