Avrupa tahvil piyasaları, yılın büyük bölümünde enflasyonla mücadele gündemini takip ederken, son dönemde ekonomik daralma ve resesyon tartışmaları öne çıkmaya başladı. Eurostat verileri, Euro Bölgesi'nde belirgin bir ekonomik yavaşlamaya işaret ederken, Almanya ve Fransa gibi büyük ekonomiler daralma riskiyle karşı karşıya bulunuyor.
Tahvil piyasalarında stres artıyor
Yatırımcılar genellikle resesyon beklentisiyle güvenli liman olarak görülen Alman tahvillerine yönelir ve merkez bankasından faiz indirimi bekler. Ancak mevcut veriler, piyasaların henüz tam anlamıyla bir resesyonu fiyatlamadığını gösteriyor. Alman tahvil getirilerinde kayda değer bir düşüş yaşanmaması, yatırımcıların faizlerin düşeceği beklentisine girmediğini ortaya koyuyor.
Kredi derecelendirme kuruluşu KBRA'dan Ken Egan, piyasalardaki hareketliliğin karmaşık olduğunu belirterek, "Tam bir güvenli limana kaçış görüntüsü yok" değerlendirmesinde bulundu. Piyasalar üzerindeki baskının temelinde ise enerji maliyetlerindeki artış ve Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) sıkı para politikası beklentileri yatıyor.
Fransa'nın bütçe açığı baskısı
Finansal stresin en net hissedildiği ülke ise Fransa olarak öne çıkıyor. Fransa'nın 10 yıllık tahvil getirileri, Almanya ile olan farkın (spread) açılmasıyla birlikte İtalya'yı geride bıraktı. Ülkenin bütçe açığının ekonomik çıktıya oranının yüzde 5,4 seviyesine ulaşması ve hükümetin tasarruf paketlerini uygulamakta zorlanması, yatırımcıların Fransa'ya yönelik risk primini artırıyor. İtalya ve İspanya gibi diğer çevre ülkelerde de benzer spread genişlemeleri gözlemleniyor.
Stagflasyon riski ECB'yi zorluyor
Uzmanlar, piyasaların şu anki fiyatlamasının resesyondan ziyade, ekonominin ivme kaybettiği ancak enflasyonun tırmanmaya devam ettiği stagflasyon senaryosuna daha yakın olduğunu belirtiyor. Bu durum, ECB'yi oldukça zor bir tercihle karşı karşıya bırakıyor. Faiz artışlarının devam etmesi borçlu hükümetleri ve zayıflayan ekonomiyi daha fazla sıkıştırırken, erken bir duruş enflasyonun kalıcı hale gelmesine yol açabilir.
Özellikle kış aylarında enerji depolarındaki doluluk oranlarının tarihsel ortalamaların altında kalması, enerji piyasalarındaki gerilimi artırarak ekonomik görünümü daha da belirsizleştiriyor. Yatırımcıların enflasyon korkusuyla çevre ülke tahvillerinden çıkışı sürerse, ECB on yıldır kaçınmaya çalıştığı bir finansal ikilemle yüzleşmek zorunda kalabilir.