İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, ülkenin makroekonomik göstergelerindeki olumlu tabloya rağmen, halkın yaşam kalitesine yansımayan ekonomik sorunlar nedeniyle 29 Kasım'da erken genel seçimlere gitme kararı aldı. Avrupa Komisyonu verilerine göre İspanya, 2025 yılında yüzde 2,8'lik bir büyüme oranı yakalayarak Avro Bölgesi'ndeki birçok ekonomiyi geride bıraktı. Ancak bu büyüme, vatandaşların günlük yaşamındaki ekonomik zorlukları gidermeye yetmedi.
Enflasyon ve verimlilik sorunu
Ülke ekonomisindeki büyümenin kişi başına düşen gelire yansımamasının temelinde, işgücü verimliliğinin düşük kalması yatıyor. İstihdam artışı büyük oranda turizm ve hizmet sektörü gibi düşük verimlilikli alanlarda yoğunlaşırken, ücret artış potansiyeli de sınırlı kalıyor. Buna ek olarak, eylül ayında yüzde 5 seviyesine çıkan yıllık enflasyon, İspanyolların satın alma gücünü ciddi şekilde eritiyor. Akaryakıt fiyatlarındaki artış ve turizm sektöründeki fiyat hareketliliği, enflasyonist baskıyı artıran ana unsurlar olarak öne çıkıyor.
Konut krizi siyasi krize dönüştü
Ekonomik tablodaki en büyük kırılma noktası ise konut piyasasında yaşanıyor. Büyük şehirlerde ve turistik bölgelerde arz-talep dengesinin bozulması, kiraların ve satış fiyatlarının 2014'ten bu yana sürekli artmasına neden oldu. İspanya'daki sosyal konut stokunun toplam konutlar içindeki payının yüzde 1,7 gibi oldukça düşük bir seviyede kalması, krizin boyutlarını derinleştiriyor. Avrupa Birliği ortalamasının çok altında kalan bu oran, halkın barınma ihtiyacını karşılamasını zorlaştırıyor.
Hükümetin konut krizine çözüm bulmak amacıyla hazırladığı iki kararname, meclisteki ortakların desteğini alamayınca yasalaşamadı. Bu siyasi tıkanıklık, Başbakan Sánchez'in parlamentoyu feshederek erken seçim çağrısı yapmasına yol açtı. İspanya, bir yanda turizm ve hizmet ihracatıyla gelen rekor büyüme rakamlarını, diğer yanda ise konut erişimi ve yaşam maliyeti sorunlarıyla boğuşan bir toplum yapısını aynı anda deneyimliyor.