Türkiye'de son dönemde kamuoyunu meşgul eden fon krizi, finansal sistemin güvenliği ve yatırımcı haklarının korunması tartışmalarını yeniden gündeme getirdi. Uzmanlar, 2005 yılında Bankacılık Kanunu'nda yapılan ve ispat yükümlülüğünü banka yöneticilerine devreden düzenlemenin, sermaye piyasası için de bir model oluşturabileceğini ifade ediyor.
Geçmişten gelen yasal tecrübe
2005 yılındaki düzenleme, banka kaynaklarını usulsüz kullananlara karşı TMSF'nin elini güçlendirmiş ve Anayasa Mahkemesi tarafından finansal istikrar adına onaylanmıştı. Şimdi ise benzer bir yaklaşımın, fon krizindeki mağduriyetleri gidermek için sermaye piyasasında da uygulanması gerektiği vurgulanıyor.
Madoff modeli ile zarar tazmini
ABD'deki 2008 finansal krizi sırasında patlak veren Bernie Madoff vakası, bu tür krizlerin yönetimi için önemli bir emsal teşkil ediyor. Madoff davasında uygulanan "servet geri alma operasyonu", sistemden ana parasından fazla kâr elde eden kişilerin tespit edilmesini ve bu "şişkin kârların" geri alınmasını içeriyordu. Bu yöntemle 15.5 milyar dolar toplanmış ve dünya genelindeki 40 binden fazla mağdurun kayıplarının yüzde 94'ü karşılanmıştı.
Türkiye için beklentiler
Türkiye'deki mevcut durumda, yasal bir düzenleme yapılmaması halinde mağdurların zararlarının ancak yüzde 15-20'sinin karşılanabileceği tahmin ediliyor. Ancak Madoff davasındaki gibi geriye dönük haksız kazançların tahsili yoluna gidilmesi durumunda, yatırımcıların ana paralarının kurtarılma ihtimalinin oldukça yüksek olduğu belirtiliyor. MASAK ve savcılık makamının mal kaçırma girişimlerine karşı yürüttüğü operasyonlar, bu varlıkların tazmin sürecinde kullanılacağını gösteriyor. Uzmanlar, fon balonlarının oluşumunda sorumluluğu bulunan kurumların idari ve yasal boşluklar açısından da kapsamlı bir incelemeden geçirilmesi gerektiğini savunuyor.