Borsa İstanbul'da son dönemde yaşanan fon krizi, piyasalarda geniş yankı uyandırdı. Pusula Portföy ve Tera Portföy gibi şirketlerin bazı fonlarının temerrüde düşmesi, yatırımcılar arasında endişeye yol açarken, kamu kurumları piyasa istikrarını korumak adına harekete geçti. Uzmanlar, krizin temelinde bazı fonların sığ hisseleri yapay yöntemlerle şişirerek değerlerini olduğundan yüksek göstermesinin yattığını belirtiyor.
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), 28 Ağustos tarihinde yatırım fonlarına yönelik düzenlemelerini güncelleyerek portföy çeşitlendirmesini zorunlu kıldı. Bu adım, fonların tek bir hisse grubuna yoğunlaşmasını engelleyerek riskleri dağıtmayı hedefliyor. Ancak bu düzenlemeler öncesinde biriken sorunlar, fonlardan çıkış taleplerinin artmasıyla birlikte piyasada sert bir satış dalgasına dönüştü.
Krizin ardından adli süreçler de hız kazandı. Adalet Bakanı Akın Gürlek, konuyla ilgili 4 kişinin tutuklandığını ve 51 kişi hakkında yurt dışına çıkış yasağı uygulandığını duyurdu. Tutuklanan isimler arasında Pusula Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız da yer alıyor. Ayrıca, piyasayı rahatlatmak amacıyla Finansal İstikrar Komitesi toplanarak sistemik bir risk bulunmadığını ve durumun geçici olduğunu açıkladı.
SPK, yedi şirkete ait 131 fonun tasfiye edilmesine karar vererek, bu süreci yönetmek üzere İş Bankası ve Ziraat Bankası'nı görevlendirdi. Tasfiye sürecinin en fazla üç ay içerisinde tamamlanması öngörülüyor. Uzmanlar, fonlardaki hisselerin gerçek değerlerinin altında kalması nedeniyle yatırımcıların bir miktar sermaye kaybı yaşayabileceği konusunda uyarıda bulunuyor. Ekonomist Kerim Rota, bu durumu bir Ponzi düzenine benzeterek, sisteme son aşamada dahil olan yatırımcıların ciddi risk altında olduğunu ifade ediyor.
Öte yandan, Katılımevim ve Birevim'in Emlak Katılım tarafından satın alınmasına yönelik görüşmelerin başlaması, kamu kaynaklarının kullanımı konusunda tartışmaları beraberinde getirdi. Finans uzmanları, orta vadede bu düzenlemelerin Borsa İstanbul'u daha şeffaf ve sağlıklı bir yapıya kavuşturabileceğini, ancak kısa vadede yatırımcı güveninin yeniden tesis edilmesi gerektiğini vurguluyor.