Ankara'da 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen NATO Zirvesi, ittifakın geleceğine dair önemli bir dönüm noktası olarak kayıtlara geçti. Liderler ve diplomatlar tarafından NATO 3.0 olarak adlandırılan bu yeni dönem, ittifakın stratejik önceliklerinin yeniden tanımlandığı bir süreci temsil ediyor. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, bu kavramı Avrupa'nın kendi savunma sorumluluklarını daha fazla üstlendiği, daha güçlü bir ittifak yapısı olarak açıkladı.
Stratejik Dönüşüm ve Yük Paylaşımı
Yeni dönemde Rusya temel askeri tehdit, Çin ise uzun vadeli stratejik rakip olarak konumlandırıldı. Zirvenin en dikkat çekici kararlarından biri, müttefik ülkelerin savunma harcamalarını gayrisafi yurtiçi hasılalarının yüzde 5'ine çıkarma hedefi oldu. Bu yaklaşım, Avrupa ülkelerinin sadece finansal kaynak ayırmasını değil, aynı zamanda mühimmat üretimi, hava savunma sistemleri ve yapay zeka destekli komuta altyapıları gibi alanlarda kendi sanayi kapasitelerini geliştirmelerini zorunlu kılıyor.
Analistler, bu değişimi barış dönemi güvenlik kulübünden, yüksek yoğunluklu savaş senaryolarına hazır bir askeri koalisyona geçiş olarak yorumluyor. Zirve kapsamında Avrupa ve Kanada'nın savunma bütçelerinde geçen yıla oranla 300 milyar dolarlık bir artış öngörüldü.
Ukrayna'ya Destek ve Türkiye'nin Rolü
Zirvede Ukrayna'ya yönelik 2026 ve 2027 yıllarını kapsayan 70 milyar euro'luk askeri destek paketi kabul edildi. ABD'nin finansal olarak katılmadığı bu paketin 30 milyar euro'su Avrupa Birliği kredi programlarından, 40 milyar euro'su ise diğer müttefiklerden karşılanacak. Ayrıca, Ukrayna'nın Patriot hava savunma sistemlerini kendi topraklarında üretmesine izin verileceği açıklandı.
Türkiye ise zirvede savunma sanayii kapasitesiyle öne çıktı. ASELSAN, ROKETSAN ve STM gibi Türk savunma şirketlerinin ittifakın hava savunma sistemlerinde kritik roller üstleneceği belirtildi. ABD Başkanı Donald Trump'ın Türkiye'ye yönelik yaptırımların kaldırılabileceğine ve F-35 savaş uçaklarının satışının yeniden değerlendirilebileceğine dair açıklamaları, zirvenin Türkiye açısından en dikkat çeken diplomatik gelişmesi oldu.
Zirve bildirisinde, Washington Antlaşması'nın 5. maddesine olan bağlılık teyit edilerek kolektif savunma ilkesinin ittifakın temel taşı olmaya devam edeceği vurgulandı. Ancak İran'ın bölgedeki faaliyetleri ve Hürmüz Boğazı'nın güvenliği gibi konularda müttefikler arasında farklı görüşlerin varlığı da toplantı gündemine yansıdı.