Yunanistan ile İsrail arasında 31 Ağustos tarihinde Tel Aviv'de imzalanan yaklaşık 3 milyar avro değerindeki Aşil Kalkanı hava savunma sistemi anlaşması, Yunan kamuoyunda ve siyasetinde tartışmalara yol açmaya devam ediyor. Anlaşma; Davud Sapanı, Barak MX ve SPYDER sistemlerinin yanı sıra çok görevli radarlar ve ulusal bir komuta kontrol ağının kurulmasını kapsıyor.
Teknolojik bağımlılık endişesi
Yunan ordusundan emekli bir amiral olan Fenekos, sistemin kaynak kodlarının Atina'ya verilmeyeceğine dair iddiaları gündeme taşıdı. Fenekos, kritik altyapıların kaynak kodlarına sahip olmamanın, sistemin işleyişinde üretici firmaya veya üçüncü ülkelere bağımlılık yaratabileceğini vurguladı. Özellikle Davud Sapanı gibi sistemlerin bazı bağlantılarının ABD onayına tabi olabileceği belirtiliyor.
Fenekos, yaptığı değerlendirmede, "Kritik bir silah sisteminde bağımlılık maliyeti hesaplanmalı" ifadesini kullanarak, kriz veya savaş dönemlerinde bu bağımlılığın Yunanistan için çok daha ağır bir maliyet doğurabileceği uyarısında bulundu. Uzmanlar, sadece donanım satın almanın yeterli olmadığını, sistemin bütünsel bir hava savunma ağı olarak çalışması için gerekli olan veri alışverişi altyapısının stratejik bir risk taşıdığını savunuyor.
Siyasi eleştiriler artıyor
Yunanistan'daki muhalefet partileri, hükümetin İsrail ile imzaladığı bu anlaşmanın ülkenin savunma politikasını İsrail'e aşırı derecede bağladığını öne sürüyor. Eski Maliye Bakanı Yanis Varufakis de anlaşmayı sert bir dille eleştirerek, yönetici sınıfın bu adımıyla ülkeyi lekelediğini iddia etti. Muhalefet kanadı, vergi mükelleflerinin parasının bu denli yüksek maliyetli ve dışa bağımlı bir projeye aktarılmasının ekonomik açıdan sürdürülebilir olmadığını savunuyor.
Hükümet kanadı ise hava savunma kapasitesini güçlendirmeyi hedefleyen bu projenin ulusal güvenlik için bir zorunluluk olduğunu savunurken, eleştiriler özellikle sistemin teknolojik kontrolü ve uzun vadeli stratejik sonuçları üzerinde yoğunlaşıyor.