Yemen'de Tahran destekli Husiler, Kızıldeniz'in güneyinde yer alan stratejik Haniş adalarını ele geçirerek bölgedeki deniz ticaret yolları üzerindeki kontrolünü pekiştirdi. Bab el-Mendeb Boğazı'nın yaklaşık 160 kilometre kuzeyinde bulunan takımadaların kontrolü, küresel petrol sevkiyatı ve Hint Okyanusu ile Kızıldeniz arasındaki geçiş güvenliği açısından kritik bir öneme sahip.
Hükümet yetkilileri ve Husi kaynaklarının aktardığı bilgilere göre, bölgedeki hükümet yanlısı yüzlerce asker geri çekilirken, Husiler herhangi bir ciddi direnişle karşılaşmadan adalara yerleşti. Grup, daha önce Perim Adası ve Mokha liman kentini de ele geçirerek stratejik su yolu üzerindeki varlığını güçlendirmişti. Eş zamanlı olarak Taiz vilayetinde de operasyonlarını yoğunlaştıran Husiler, Suudi Arabistan'daki askeri hedeflere yönelik füze ve insansız hava aracı saldırıları gerçekleştirdi.
Yaşanan çatışmalar, Yemen'de yıllardır süren ve insani krizi derinleştiren savaşın yeniden alevlenmesine neden oldu. Birleşmiş Milletler verilerine göre, son iki hafta içerisinde 80 binden fazla kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı. Yardım kuruluşları, bölgedeki sivillerin gıda ve temiz suya erişimde büyük zorluklar yaşadığını belirtiyor. 3 Eylül'den bu yana devam eden çatışmalarda yaklaşık 150 sivil hayatını kaybederken, 200'den fazla kişi yaralandı.
Uluslararası toplum tarafından tanınan Yemen hükümeti ise yaşanan kayıpları "geçici" olarak nitelendirdi. Cumhurbaşkanlığı Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, hükümetin ulusal topraklar üzerindeki egemenliğini yeniden tesis etme konusunda kararlı olduğunu vurguladı. Hükümet güçlerinin, kaybedilen bölgeleri geri almak amacıyla yeniden örgütlenme sürecine girdiği ve Taiz çevresindeki Husi mevzilerine hava saldırıları düzenlediği bildirildi.
Suudi Arabistan ise Husi saldırılarına karşı temkinli bir tutum sergilemeye devam ediyor. Yemen sınırına yakın bölgelere düşen mermiler nedeniyle sivil kayıplar yaşanmasına rağmen, Riyad yönetimi henüz kapsamlı bir askeri harekât açıklaması yapmadı. Uzmanlar, Husilerin bu hamlelerinin İran'ın bölgedeki etkisini artırma stratejisinin bir parçası olduğunu ve küresel enerji piyasaları üzerindeki baskıyı daha da derinleştirebileceğini değerlendiriyor.