Küresel ekonomi, uzun süredir görülmeyen bir yoğunlukta stagflasyon riskiyle karşı karşıya kalmış durumda. Brent petrolün 100 doların üzerindeki seyri, dünya genelinde enflasyonist baskıları tetiklerken ekonomik büyümeyi de yavaşlatıyor. Petrol fiyatlarındaki bu kalıcı yüksek seviye, sadece enerji maliyetlerini değil, aynı zamanda küresel tedarik zincirlerini ve üretim kapasitesini de olumsuz etkiliyor.
FED'in zorlu kararı
Bu haftanın en önemli gündem maddesi, Washington'da toplanacak olan ABD Merkez Bankası (FED) kararları. Başkan Kevin Warsh, bir yandan fiyat istikrarını sağlama sorumluluğuyla hareket ederken, diğer yandan siyasi baskılarla mücadele ediyor. ABD'de Ağustos ayı tüketici fiyatlarının yıllık yüzde 3,4 artması ve çekirdek enflasyondaki yükseliş, FED'in elini zorlaştırıyor. Piyasalarda beklenti, bankanın 25 baz puanlık bir artışla faizleri yüzde 3,75-4 aralığına taşıması yönünde yoğunlaşıyor.
Başkan Trump'ın seçim öncesinde ekonomik canlılığı korumak adına faiz indirimi beklentisi, FED'in bağımsızlığına yönelik tartışmaları da beraberinde getiriyor. Warsh'ın faiz artırması durumunda Trump yönetimiyle karşı karşıya gelme riski, artırmaması durumunda ise piyasalarda oluşabilecek güven kaybı, bankayı oldukça dar bir alana sıkıştırıyor.
Küresel sıkılaşma eğilimi
Dünya genelinde merkez bankaları farklı hızlarda da olsa sıkılaşma eğilimine girmiş durumda. Avrupa Merkez Bankası (ECB), enerji kaynaklı enflasyon baskısına karşı faizleri 25 baz puan artırarak tepki verdi. İngiltere Merkez Bankası'nın mevcut oranları koruması beklenirken, Japonya Merkez Bankası'nın faiz artışına gitmesi öngörülüyor. Bu tablo, küresel çapta eş zamanlı olmasa da genel bir sıkılaşma döngüsünün başladığını kanıtlıyor.
Tahvil piyasaları da bu süreçten olumsuz etkileniyor. ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin yüzde 5 sınırına yaklaşması, sadece enflasyon korkusundan değil, aynı zamanda artan kamu borç yükü ve tahvil arzından da kaynaklanıyor. Uzmanlar, petrol fiyatları gerilemeden ve mali disiplin sağlanmadan piyasalarda kalıcı bir iyileşme beklemenin zor olduğunu belirtiyor. Doların kısa vadede güvenli liman talebiyle desteklenmesi muhtemel olsa da, orta vadede ABD'nin 40 trilyon dolara yaklaşan borç yükü para biriminin gücünü sınırlayabilir. Sonuç olarak dünya ekonomisi, klasik bir resesyondan ziyade, tüketimin zayıfladığı ve yatırımların ertelendiği düşük büyümeli bir stagflasyon dönemine doğru sürükleniyor.