12 Eylül 1980 askeri darbesi, Türk siyasi tarihinin en kritik kırılma noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Silah zoruyla yönetime el konulmasıyla birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi feshedilmiş, milli irade devre dışı bırakılmıştır. Darbe süreci, sadece siyasi iktidarı değiştirmekle kalmamış, aynı zamanda ülkenin siyasi hafızasını da hedef almıştır.
Darbe sonrasında tüm siyasi partiler kapatılmış, partilere ait toplantı tutanakları, kararlar ve belgeler SEKA'ya gönderilerek imha edilmiştir. Bu durum, Türk siyasetinin yazılı geçmişinin büyük ölçüde yok olmasına neden olmuştur. Sıkıyönetim koşullarında siyasetçiler üzerindeki baskı artarken, dönemin liderleri farklı bölgelere gönderilmiştir. Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit Hamzakoy'a, Necmettin Erbakan ve Alparslan Türkeş ise Uzunada'ya götürülmüştür.
Darbe öncesindeki gergin atmosfer, 11 Eylül gecesi Başbakan Süleyman Demirel'in evinde yaşananlarla zirveye ulaşmıştır. Demirel, Cumhurbaşkanı Vekili İhsan Sabri Çağlayangil ile görüşerek durumu anlamaya çalışsa da net bir yanıt alamamıştır. Gece yarısından itibaren koruma polislerinin çekilmesi ve telefon hatlarının kesilmesiyle darbenin ilk adımları atılmıştır. 12 Eylül sabahı ise bir amiral makam aracıyla gelen yetkililer, Demirel ve eşi Nazmiye Demirel'i Hamzakoy'a götürmek üzere evlerinden almıştır.
Darbe sonrası süreçte Turgut Özal, askerlerin teklifiyle ekonomiden sorumlu başbakan yardımcılığı görevini üstlenmiştir. Süleyman Demirel'in bu süreçteki tavrı ise, "Türkiye hepimizin" diyerek hizmetin devamlılığını vurgulayan bir yaklaşım olmuştur. Darbenin üzerinden geçen yıllar, Amerikan diplomatik belgeleri ve dönemin tanıklıklarıyla birlikte, müdahalenin uluslararası boyutuna ve siyasi sonuçlarına dair tartışmaları günümüze kadar taşımıştır.