Yemen'de tırmanan gerilim, bölgedeki güç dengelerini yeniden şekillendiriyor. Husiler ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmalar, sadece iki tarafı ilgilendiren bir mesele olmaktan çıkarak Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında somutlaşan yeni bir güvenlik stratejisinin merkezine yerleşti. Reuters'ın aktardığı bilgilere göre, Pakistan'ın Tahran'a ilettiği saldırıları durdurma çağrısı İran tarafından reddedilirken, Tahran'ın Husilere finansal ve askerî destek sağladığı iddiaları gündeme geldi.
Savunma koordinasyonu ön planda
İran'ın Husiler üzerinden Riyad üzerindeki baskıyı artırma stratejisi, Suudi Arabistan'ı yalnızlaştırmak yerine Türkiye ve Pakistan ile olan savunma bağlarını güçlendirmeye itti. Riyad'da bir araya gelen üç ülkenin askerî temsilcileri, olası bir saldırıya karşı ortak savunma stratejilerini masaya yatırdı. Görüşmelerde öne çıkan en kritik nokta ise, tarafların Yemen topraklarına asker göndermeme ve kara harekâtından kaçınma konusunda uzlaşmış olmalarıdır.
Mekke Anlaşması ilk sınavında
7 Ağustos tarihinde imzalanan Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan Ortak Savunma Anlaşması, Yemen'deki mevcut krizle birlikte ilk ciddi sınavını veriyor. Anlaşmanın temelinde yer alan "bir ülkeye yönelik saldırının diğerlerini de ilgilendirdiği" ilkesi, bölgesel caydırıcılığı artırmayı hedefliyor. Türkiye'nin bu süreçteki yaklaşımı, yeni bir bölgesel savaşa sürüklenmeden, Suudi Arabistan'ın toprak bütünlüğünü korumaya yönelik bir güvenlik hattı oluşturmak olarak tanımlanıyor.
Uzmanlar, İran'ın vekil güçler üzerinden yürüttüğü baskı politikasının ters tepebileceğine dikkat çekiyor. Tahran'ın hamleleri, Suudi Arabistan'ı Türkiye ve Pakistan ile daha sıkı bir kolektif savunma anlayışına yaklaştırarak, bölgedeki askerî koordinasyonun kurumsallaşmasına zemin hazırlıyor. Henüz NATO benzeri tam teşekküllü bir ittifak yapısı kurulmamış olsa da, kriz anlarında devreye giren bu dayanışma modelinin bölgesel ağırlığı hızla artıyor.