İngiltere Başbakanı Andy Burnham'ın İsrail'e yönelik yeni yaptırım kararı, uluslararası arenada dikkat çeken bir diplomatik süreci beraberinde getirdi. İsrail merkezli Kanal 12 televizyonunun aktardığı bilgilere göre, Burnham yaptırım paketini açıklamadan önce ABD Başkanı Donald Trump ile bir görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmede Trump'ın, İngiltere'nin hamlesine karşı herhangi bir itirazda bulunmadığı ve karardan vazgeçilmesi yönünde bir talep iletmediği ifade edildi.
ABD Yönetiminden Mesafeli Tutum
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun konuya ilişkin soruları yanıtlarken İngiltere'nin kararını kınamaktan kaçınması, Washington'ın tutumuna dair önemli bir işaret olarak değerlendirildi. Beyaz Saray yetkilileri, İngiltere'nin işgal altındaki Filistin topraklarında yerleşimlere yönelik yaptırımlarını engellemeye çalışmadıklarını belirtti. Bu durum, Netanyahu hükümetinin Batı Şeria politikalarına karşı ABD yönetiminin duyduğu rahatsızlığın bir yansıması olarak yorumlandı.
Öte yandan, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin yaptırımları "Yahudi halkına karşı ayrımcılık" olarak nitelendirmesi, Beyaz Saray ile büyükelçilik arasında görüş ayrılığına yol açtı. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, Huckabee'nin ifadelerinin kurumla koordine edilmediği vurgulanarak büyükelçinin sözleriyle araya mesafe konuldu.
İsrail'den Sert Karşılık
İsrail hükümeti, İngiltere'nin öncülük ettiği ve aralarında Fransa, İspanya ile İrlanda'nın da bulunduğu birçok ülkenin destek verdiği ticari yaptırımlara sert tepki gösterdi. İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, İngiltere'nin işgal altındaki Doğu Kudüs'te bulunan Filistin nezdindeki konsolosluğunun kapatılmasına karar verildiğini açıkladı. Ayrıca, İngiliz temsilcilerin Gazze'deki ateşkes denetim mekanizmalarından çıkarılacağı ve büyük çoğunluğu milletvekili olan 12 İngiliz vatandaşının İsrail'e girişinin yasaklanacağı duyuruldu.
Bu gerilimin temelinde, İsrail'in Batı Şeria'da Filistin topraklarını ikiye bölecek olan ve uluslararası toplumun büyük tepkisini çeken "E1 Projesi" yer alıyor. Söz konusu proje, gelecekte kurulması planlanan Filistin Devleti'nin toprak bütünlüğünü tehdit ettiği gerekçesiyle uzun süredir Batılı ülkelerin eleştirilerine konu oluyordu.