Ankara'nın ev sahipliğinde düzenlenen NATO Zirvesi, küresel güvenlik mimarisinin yeniden şekillendiği bir dönemde Moskova'nın dikkatini çekiyor. İttifakın savunma bütçelerini artırma kararları, Ukrayna'ya yönelik askeri yardımlar ve Rusya'ya karşı izlenecek uzun vadeli stratejiler, toplantının ana gündem maddelerini oluşturuyor.
Rusya uzmanı Buğra Bekir Işılak, Moskova'nın bu zirveyi sadece Ukrayna kriziyle kısıtlı bir olay olarak okumadığını belirtiyor. Rusya için bu buluşma, Batı ile süregelen jeopolitik rekabetin bir parçası niteliğinde. Özellikle askeri üretim kapasitesinin genişletilmesi ve Doğu Avrupa'daki savunma hatlarının güçlendirilmesi, Kremlin tarafından güvenlik tehdidi olarak yorumlanıyor.
Türkiye'nin stratejik konumu
Zirvenin Ankara'da yapılması, Rusya'nın Türkiye'ye yönelik bakış açısını bir kez daha gündeme getirdi. Moskova, Türkiye'nin NATO sorumluluklarını bildiğini ancak Ankara'yı diğer üyelerden farklı bir kategoride değerlendirdiğini gizlemiyor. Rus devlet medyasında Türkiye için kullanılan "dengeleyici güç" ve "bağımsız aktör" tanımlamaları, Ankara'nın izlediği çok boyutlu dış politikanın Rusya nezdinde karşılık bulduğunu gösteriyor.
Türkiye, Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü savunurken Rusya ile enerji, turizm ve lojistik gibi alanlarda diplomatik kanalları açık tutmayı başarıyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın 16-17 Haziran 2026 tarihlerinde gerçekleştirdiği Rusya ziyareti, bu stratejik ortaklığın korunması adına atılan önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, bu tür üst düzey temasların, iki ülke arasındaki kurumsal iş birliğini zorlu koşullara rağmen ayakta tuttuğunu vurguluyor.
Sahadaki yansımalar
NATO'nun Rusya'yı doğrudan bir tehdit olarak tanımlaması, Moskova'nın söylemini sertleştirmesine neden olabilir. Rusya'nın bu durumu iç kamuoyunda "çevrelenme" propagandası için kullanması beklenirken, askeri alanda ani bir değişiklik yerine mevcut pozisyonun korunması öngörülüyor. Yine de Ukrayna'ya verilecek yeni desteklerin kapsamı, Rusya'nın sahadaki baskısını artırmasına yol açabilecek bir faktör olarak masada duruyor. Ankara ise hem NATO içindeki ağırlığını korumaya hem de bölgesel bir denge unsuru olarak hareket etmeye devam ediyor.