Kas ve iskelet sistemi rahatsızlıkları ile stres yönetimi için sıkça tercih edilen kaplıcalar, doğru kullanılmadığında halk sağlığı açısından ciddi riskler barındırıyor. Halk sağlığı uzmanı Dr. Dilek Aslan, kaplıca tesislerinin yalnızca birer dinlenme alanı olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, bu merkezlerin termal veya mineralli suların niteliğine göre yapılandırılmış tedavi birimleri olduğunu hatırlattı.
Balneoterapi olarak adlandırılan kaplıca tedavisi; termomineral suların, çamurların ve doğal gazların banyo, içme veya soluma yöntemleriyle uygulanmasını kapsıyor. Ağrıların azaltılması ve hareket kısıtlılığının giderilmesi gibi amaçlarla kullanılan bu yöntemlerin, mutlaka sağlık profesyonelleri tarafından belirlenmesi gerekiyor. Dr. Aslan, kişilerin kendi kararlarıyla bu uygulamalara başlamasının önemli sağlık risklerini beraberinde getirebileceğini ifade etti.
Hijyen standartlarının ihmal edilmesi, kaplıcalarda enfeksiyon riskini doğrudan artırıyor. Bu nedenle tesislerin düzenli olarak denetlenmesi ve toplumdaki farkındalık düzeyinin yükseltilmesi büyük önem taşıyor. Uzmanlar, kaplıca hizmetlerinden yararlanmak isteyen bireylerin, tesislerin sunduğu imkanları disiplinler arası bir bakış açısıyla değerlendirmesi ve mutlaka uzman görüşü alması gerektiğini vurguluyor. Sağlıklı bir tedavi süreci için tesislerin hijyenik koşullarının sorgulanması ve denetim mekanizmalarının etkinliğinin göz önünde bulundurulması, önlenebilir risklerin önüne geçilmesinde kritik bir rol oynuyor.