Avrupa Birliği, Rusya'nın Ukrayna'daki askeri operasyonlarını hedef alan yeni yaptırım paketini kabul ederek ekonomik baskıyı sürdürme kararı aldı. Ancak bu süreç, üye ülkelerin kendi ekonomik çıkarlarını koruma çabaları nedeniyle oldukça sancılı geçti. Brüksel'de yürütülen müzakereler, birliğin ortak hareket etme kapasitesindeki zorlukları bir kez daha gün yüzüne çıkardı.
Yunanistan, dünyanın en büyük ticaret filosuna sahip olmanın verdiği güçle, Rus sıvılaştırılmış doğal gazının (LNG) taşınmasına yönelik kısıtlamalara karşı çıktı. Atina, veto yetkisini kullanarak deniz taşımacılığı hizmetlerine 2027 yılına kadar muafiyet sağladı. Benzer şekilde Bulgaristan hükümeti, yaptırım listesinde yer alan bazı isimlerin çıkarılmaması durumunda paketi veto edeceğini belirterek istediğini aldı. Avusturya ise Raiffeisen Bank'ın Rusya'daki operasyonlarından kaynaklanan zararlarını telafi etmek için yaptırım listesindeki bazı şirketlere yönelik tedbirlerin esnetilmesini talep etti.
Süreç içerisinde Portekiz ve Almanya balıkçılık sektöründeki kısıtlamalara, Fransa ve İtalya ise Rus askerlerinin Schengen Bölgesi'ne girişini kısıtlayan maddelere itiraz etti. Bu itirazlar sonucunda birçok tedbir ya yumuşatıldı ya da tamamen paketten çıkarıldı. Uzmanlar, savaşın dördüncü yılına girilirken, üye ülkelerin ekonomik maliyetlere katlanma konusundaki isteksizliğinin arttığını belirtiyor.
Avrupa Komisyonu yetkilileri, 21'inci kez oy birliğiyle yaptırım kararı almanın bir birlik göstergesi olduğunu savunsa da, diplomatlar ortak zemin bulmanın giderek zorlaştığı görüşünde. Eski Macaristan Başbakanı Viktor Orban'ın ayrılmasıyla birlikte, ülkelerin artık kendi çıkarlarını savunmak için daha açık bir rekabete girdiği gözlemleniyor. Komisyonun yeni yaptırım fikirleri üretmekte zorlandığı ve mevcut yöntemlerin karmaşıklaştığı ifade ediliyor. Diplomatlar, oy birliği şartının ulusal çıkarların önceliklendirilmesine yol açtığını ve bu durumun gelecekteki yaptırım süreçlerini daha da zorlaştırabileceğini vurguluyor.