Ukrayna’nın Pripyat kenti, 1986 Çernobil nükleer felaketinin ardından sadece bir gün içinde 50 bin kişilik bir yerleşim birimini geride bırakarak tamamen ıssız bir alana dönüştü. Şehir, hâlâ yüksek radyasyon seviyeleri taşısa da vahşi hayvanların yeni yaşam alanı haline gelmiştir.
Japonya kıyılarındaki Hashima Adası, 1950’lerde kömür madenciliği sayesinde dünyanın en yoğun nüfuslu bölgelerinden biri olarak biliniyordu. Ancak 1974’te kömürün yerini petrolün alması ve madenlerin kapanmasıyla adanın nüfusu hızla boşaldı; bugün sadece çürüyen beton kalıntıları ve deniz suyu kalıntıları görülüyor.
Orta Amerika’nın ormanları içinde saklı Tikal, bir zamanlar 100 binden fazla insanı barındıran büyük bir Maya metropolüydü. 9. yüzyılda uzun süren kuraklık ve iç savaşlar şehri yaşanmaz hâle getirerek aniden terk edilmesine yol açtı; şimdi devasa kireçtaşı yapılarının etrafını saran ağaç kökleri, doğanın insan eserlerini nasıl geri aldığını gösteriyor.
İtalya’nın güneyinde yer alan Pompeii, M.S. 79’da Vezüv Yanardağı’nın patlamasıyla 6 metre kalınlığında sıcak kül tabakasının altında kalmıştı. Şehir, yaklaşık 1.700 yıl boyunca toprak altında kalmış ve arkeologlar, sokakları, evleri ve hatta taşlaşmış ekmek somunları gibi detayları gün yüzüne çıkararak antik Roma yaşamını gözler önüne seriyor.