Şeker denildiğinde akla genellikle sofra şekeri, tatlılar ve gazlı içecekler gelir. Ancak besinlerin yapısında fruktoz, laktoz ve nişasta gibi farklı şeker türleri de bulunur. Uzmanlar, asıl ayrımın besinin doğal yapısındaki şekerlerle sonradan eklenen şekerler arasında olduğunu vurguluyor. Doğal şekerler lif ve bitki bileşikleriyle birlikte gelirken, işlenmiş ürünlerdeki şekerler kana çok daha hızlı karışabiliyor.
Glikoz vücuttaki hücreler için temel enerji kaynağıdır ve özellikle beyin bu enerjiyi ihtiyaç duyar. Kan şekeri düştüğünde odaklanma bozulabilir, bu yüzden amaç şekeri tamamen kesmek değil, metabolik yük oluşturan kaynakları azaltmaktır. Sosyal medyadaki şeker detoksu trendleri bazen karbonhidratları bile yasaklasa da, dengeli beslenme için serbest şekerleri sınırlamak esastır.
Şekerli gazlı içecekler kan şekerini hızla yükselten başlıca kaynaklardır. İçerisinde emilimi yavaşlatacak lif veya protein bulunmadığı için şeker kısa sürede kana karışır. Bu içeceklerin özellikle çocuklukta sık tüketilmesi tip 2 diyabet riskini artırabilir. Tatlı isteği yerine lifli bütün meyveler tercih edilmelidir. Bir portakal yemek ile suyunu içmek aynı değildir, çünkü meyvenin yapısı şekerin emilimini yavaşlatır.
Kuru meyveler de tatlı isteği için alternatif olabilir, ancak porsiyon kontrolü önemlidir. Hurma gibi besinler lifli olsa da fazla tüketildiğinde kalori yükü oluşturur. Tatlıların ana öğünden sonra yenmesi, yanında protein veya yağ içeren besinlerle desteklenmesi kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olur. Meyveli tatlılar, içerdiği bitkisel bileşikler sayesinde şeker emilimini yavaşlatabilir. Soğan ve yeşil çaydaki quercetin maddesi de bu etkiyi destekleyebilir, ancak bunlar mucize çözüm olarak görülmemelidir.